Bağırsaklarınızdaki Bakteriler (Mikrobiyota) Ve Önemi

Bağırsaklarınızdaki Bakteriler(Mikrobiyota)  Ve Önemi

Mikrobiyota, insan vücuduna fayda sağlayarak yaşayan bakterilerin tümünü tanımlar.Bu bakterilerin yüzde 90 ı sindirim sisteminde yer alır ve kalan yüzde onluk kısmı deri ve solunum sisteminde yer alır.

Sindirim sistemi mikrobiyotası bağışıklık sisteminin normal çalışması için kritik bir öneme sahiptir. Yapılan araştırmalar bu mikrop topluluğunun metabolik, hormonal ve bağışıklık sistemi açısından her gün yeni bir görevini ortaya çıkarmaktadır.Tamamı yaklaşık 1-1,5 kg ağırlığında olan butopluluk için artık YENİ ORGAN-SÜPER ORGAN tanımı yapılmaktadır.

Çoğunluğu sindirim sisteminde yer alan bu bakteriler kişiden kişiye değişiklik gösterir ve oluşumunda kişinin doğum şekli, doğum esnasında annenin vajinal ve barsak florası, doğum sonrası beslenmesi(anne sütü , hazır endüstriyel mamalar) çok etkilidir ve yaşamın ilk üç yılında kişiye özel mikrobiyota oluşur. İleri yaşlarda kişinin beslenme tarzı,yaşam koşulları ve kullandığı ilaçlar bu florayı iyi ya da kötü etkiler.

Yaşamın ilk aylarında anne sütü yerine hazır mamaların kullanılması,genç ve erişkin yaşlarda ise işlenmiş endüstriel gıdalar,katkı maddeleri,alkol,tatlandırıcılar,şeker ve hayvansal yağ ve hayvansal proteinden zengin beslenme,antibiyotikler ve bazı mide ilaçları(proton pompa inhibitörleri) bağırsaklardaki faydalı bakterilerin yok ederek bu süper organın hastalıklara bariyer olmasını engeller.

Sağlıklı mikrobiyota bozulunca kronik inflamasyon zemininde

ŞEKER HASTALIĞI,OBEZİTE,KALPVE DAMAR HASTALIKLARI,DİŞ ETİ HASTALIKLARI,BAĞIRSAK-MEME-AKCİĞER-PANKREAS KANSERLERİ,ALLERJİ-ASTIM, ROMATİZMAL HASTALIKLAR, TİROİD HASTALIKLARI VE DİĞER OTOİMMÜN HASTALIKLAR ,SİNİR SİSTEMİ HASTALIKLARI(ALZHEİMER vb..)ve DEPRESYON gelişebilmektedir.

SAĞLIKLA KALIN

UZM.DR DEMET ELVAN

YAĞLI KARACİĞER VE ÖNEMİ

Karaciğer yağlanması dünyada her 100 kişiden 20 sinde,Türkiyede ise ultrasonografik değerlendirmelerde her 100 kişinin 48 inde görülen ve gerçekten yeterince önemsenmeyen birrahatsızlıktır.

Bahsedilen yüzde oranlar alkol dışı sebeplere bağlı karaciğer yağlanmalarına aittir.

Karaciğer yağlanması kalp damar hastalıkları,şeker hastalığı,karaciğer sirozu,başta karaciğer ve kolon(kalın barsak ) kanseri olmak üzere tüm kanser türlerinin gelişiminde tetikleyici rol üstlenmektedir.

Genetik yatkınlık zemininde karbonhidrat ve yağdan zengin beslenme,kadında haftada 14 kadeh ve üzerinde şarap, erkekte 21 kadeh ve üzerinde şarap eşdeğerinde alkol tüketimi,insülin direnci ve obezite,şeker hastalığı,hareketsiz yaşantı ve bozulmuş barsak florası karaciğer yağlanmasını kaçınılmaz hale getirir.

Karaciğer yağlanması devam ettikçe ve şiddeti arttıkça zamanla karaciğer dokusunda bozulma (inflamasyon, fibrozis) ve siroz gelişimi ve sonrasında karaciğer kanseri oluşumu gözlenebilmektedir.Siroz gelişmeden de yağlı karaciğerlerde karaciğer tümörleri oluşabilmektedir.

Görüntüleme yöntemleri ile karaciğer yağlanması saptanan bireylerin yüzde 18 inde karaciğerde doku bozulması(fibrozis), yüzde 10-15 inde ise siroz gelişmektedir.

Bu kadar hayati öneme sahip hasatlıkları davet eden bir bulgu olan karaciğer yağlanmasının önemi yeterince vurgulanmamaktadır.İlerleyen zaman içinde belki de karaciğer nakilleri sebepleri arasında ilk sıraya çıkabilecek olan bu durum saptanan bireylerin mutlaka hekim kontrolüne girmeleri ve düzenli takipleri çok önemlidir.

SAĞLIKLA KALIN

UZMAN DOKTOR DEMET ELVAN

Mesai saatleri: 09:00-19:00

Adres: İstanbul Caddesi Tan Sokak    Kemer Corner Sitesi İnci Blok No:23 Göktürk – Eyüp / İSTANBUL

Tel: 0 212 322 91 78

Cep: 0 533 730 91 88
Web  : 
www.drdemetelvan.com/

ÇİNKO MİNERALİ

Nezle, grip, sinüzit, zatürre, alerjik astım ve depresyon…Sonbahar mevsimiyle beraber görülme sıklığı artan hastalıklardır. Korunmada el yıkama, kapalı ve kalabalık ortamlardan uzak durmak, riskli bireylerin aşılanması, dengeli beslenme ve uyku, egzersiz dışında vücudumuzda eksikliği saptanan demir, D vitamini, B12 ve folik asit vitaminleri ve Çinko minerali eksikliğinin giderilmesi gereklidir.

Son yıllarda Çinko içerikli destek ürünlerin kullanımı arttığı için Çinko minerali ile ilgili bilgilerimi paylaşmak istedim.

Canlılarda büyük ölçüde protein ve enzimlerin yapısında yer alan Çinko memelilerin öncelikle sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve deri yapısında önemli göreve sahiptir. Beyinde ve omurilikteki nöronlarda(sinir hücreleri) yüksek miktarda bulunur ve hücrelerarası uyarıların iletiminde önemli rolü vardır.

Bağışıklık sisteminde beyaz kürelerin alt grubu olan lenfositlerin hastalık esnasında faaliyet göstermesinde önem taşır.

Her tip iltihabi reaksiyonda serbest oksijen radikalleri ile savaşarak antioksidan özellik gösterir. Antioksidan özelliği özellikle cilt sağlığında çok önem taşır.

Çinko minerali en fazla midye istridye gibi deniz ürünlerinde olmak üzere, balık, dana, koyun eti, hindi eti, dana karaciğeri, fındık fıstık ve cevizde ve baklagillerde bulunur. Gıdalarla alınan çinkonun yüzde 30 u ince barsaklardan emilir. Ortamdaki demir, kalsiyum, fosfat, fitatlar emilimini azaltırken, hayvansal proteinler çinko emilimini artırır.

ÇİNKO EKSİKLİĞİ, büyümenin hızlandığı dönemler, hamilelik, emzirme, yaşlılık pretermlik gibi fizyolojik nedenlerle olabildiği gibi diyetle alım azlığı (vejeteryanlık), sindirim sistemi hastalıklarına bağlı emilim bozuklukları, karaciğer ve böbrek yetersizliğinde, ağır yanıklarda, yüksek ateşle seyreden hastalıklarda(terleme ile kayıp nedeniyle)ve alkolizme bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Eksikliği sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve cilt sağlığını olumsuz etkiler. Kan ve beyindeki çinko düzeyinin azalması bazı başta majör depresyon olmak üzere sinir sistemi hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlar. Saç dökülmesi tırnak bozuklukları, yaralarda iyileşmenin gecikmesi dışında bir çok cilt hastalığına artmış eğilim yaratır. Bağışıklık sistemindeki hücrelerin sayılarının ve görevlerinin azalması ile enfeksiyon ajanlarının vücudumuza yerleşerek hastalık oluşturması kolaylaşır. Başta ishaller olmak üzere viral ve bakteriyel enfeksiyonlarda artış olur.

Son yıllarda yapılan çalışmalarda kontolsüz ve aşırı miktarda çinko tüketiminin beyin ve omurilikteki sinir hücrelerinde hasara yol açacağı ile ilgili görüşler mevcuttur. ,Bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Çinko eksikliğini düşündüren halsizlik, unutkanlık, saç dökülmesi, iştahsızlık, ciltte kuruma, yara iyileşmesinde gecikme ve sık enfeksiyon geçirme şikayetleri ortaya çıkması durumunda serum çinko düzeyi tayin edilerek tedavi düzenlenmesi daha yerinde olacaktır.

Hastalıksız bir kış geçirmeniz dileğiyle….

EKLEM AĞRILARI VE ÖNEMİ

Eklem hastalıkları bir veya birden fazla eklemde ağrı ve şişlik ile kendisini gösterir. Başta gut hastalığı ve septik artrit (bakterilerle oluşan eklem iltahabı) olmak üzere bazı eklem hastalıkları eklem harabiyeti ve sonrasında işlevsel bozukluklara yol açar.Bu nedenle eklemde şişlik ve kızarıklık olmadan sadece ağrı varlığında bile mutlaka hekime başvurulmalıdır.
eklem ağrı ve önemi

Gut artriti(gut hastalığındaki eklem iltahabı), septik artrit ve osteoartrit (dejenerasyona bağlı ileri yaşta oluşan) kalıcı eklem harabiyetine yol açan hastalıklar arasında ilk sıralarda yer almaktadır.

Ayrıca daha genç ve orta yaş grubunda iç organ harabiyetine de sebep olabilen ve damar iltahabı ile beraber seyreden Romatoid artrit, Sistemik Lupus, Skleroderma, Sjögren sendromu gibi romatolojik hastalıklar erken teşhis edilip tedavi edilmemesi durumunda ağır klinik tablolara yol açabilen rahatsızlıklardır.

Özellikle 20-50 yaş arası başta olmak üzere bir kişinin eklem ağrıları , saç dökülmesi, halsizlik ve kilo kaybı varsa mutlaka ileri tetkikler ile romatolojik hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır.

Sağlık ve barış dolu günlere….

FOLİK ASİT VE ÖNEMİ

Folik asit de B12 vitamini gibi her canlı hücrede DNA , RNA ve protein sentezi için gerekli önemli bir vitamindir. Karaciğerde konjuge halde depolanan folik asit gıdalarla alındığında ince barsaklarda emilime hazırlanır.İnce barsak hücrelerince Aktif formu olan tetrahidrofolata indirgenir ve emilir. Folik asitin biyolojik işlevleri çok önemlidir.Eksikliğinde başta kan hücreleri olmak üzere hızlı üremesi olan sistemlerde bozukluklara yol açmaktadır.

Folik asit eksikliğinin sebepleri:

1. Hızlı büyüme dönemlerinde ihtiyacın artması,

2. Metabolizma hızının arttığı durumlar(tiroid hastalıkları, kronik hastalıklar, kanser vb)

3. Emzirme ve gebelik

4. Sindirim sisteminde emilim bozukluğu olan hastalıklar(malabsorbsiyon) arasında Türkiyede en sık görülen Çölyak hastalığı

5. Alkolizm ve aşırı alkol tüketimi( günde 80 gr ve üstü)

6. Bazı kan hastalıkları(hemolitik anemiler) ve cilt hastalıkları

7. Bazı ilaçlar(metotrexate,trimetoprim,sülfosalazin,epilepsi ilaçları) Hangi belirtilere sebep olur? Halsizlik çabuk yorulma unutkanlık, baş dönmesi, dilde ağrı ve hassasiyet başlıca belirtilerdir.Bu belirtiler B12 eksikliğinde de görülebilir .Ayrıca saptanarak tedavi edilmelidir.


Folik asit eksikliğinin en ciddi hasar verdiği dönem gebeliktir.Folik asit eksikliğiolan gebelerin bebeklerinde beyin omurilik sisteminin gelişiminde bozukluklar ve anomaliler görülür. Folik asit eksildiğinde kanda homosistein yükselerek ateroskleroza(damar sertliğine) zemin hazırlar.

Tam kanıtlanmamakla beraber folik asit eksikliğinde başta akciğer rahim vekolon kanseri olmak üzere bir çok kanser türünde artış olabileceği düşünülmektedir.

Folik asit gıdalarda yeterince bulunmaktadır.En fazla dana ve tavuk karaciğerinde olmak üzere ayrıca ıspanak, taze portakal suyu,yeşil tane bezelye,karnabahar,marul,yumurta,ekmek ve pirinçte bulunmaktadır.

Eksikliğinin tedavisi her hastada farklı olabilmektedir.Beraberinde b12 vitamin eksikliğinin saptanıp tedavi edilmesi önemlidir.

Sağlıklı keyifli günler…

SENKOP(BAYILMA)

Hemen herkesin hayatında bir veya birkaç kez karşılaştığı bir durum olan SENKOP çok yaygın görülmektedir.Sağlık merkezlerindeki acil başvuruların yaklaşık %10 unu senkop şikayeti oluşturmaktadır.

Beyin kan akımının önemli ölçüde ve geçici azalması ile ortaya çıkan ,kendiliğinden düzelebilen şuur ve postür(duruş) kaybı olarak tanımlanır.Sebepler çok çeşitli olup seyir ve sonucu çok değişken olabilmektedir.Genç,sağlıklı insanlarda görülen ve sebebi bilinen senkoplar iyi seyirli iken,özellikle yaşlılarda görülen senkoplar çok ciddi kalp hastalıkları ile birlikte olabilirler ve bir sonraki bayılma nöbeti ani ölümle sonuçlanabilir.Bu nedenle baygınlık geçiren hastaların mutlaka sebebe yönelik ileri tetkikler ile değerlendirilmeleri şarttır.

Senkop nedenini saptamada en önemli değerlendirme hastanın anlattıklarına göre değil, bayılma anında hastayı gören kişinin anlattıklarına göre yapılmalıdır.

Senkopa sebep olan rahatsızlıklar:

1-Kalp damar sistemi ve solunum sistemi kaynaklı

a-Kalpteki ileti sistemindeki hasarlardan kaynaklanan kalbin yavaşlaması ya da hızlanmasına neden olan gerek istirahat anında gerekse egzersizde ortaya çıkabilen her türlü ritm bozuklukları zamanla ani kalp ölümüne dahi sebep olabilmektedir.

b-Kalp ve akciğer kökenli bayılma nedenleri

-akciğerde emboli(pıhtılaşma)

-Pulmoner hipertansiyon(akciğerlerin kan dolaşımını sağlayan ana damarda basınç artışı)

-Kalp  tümörleri

-Miyokard(kalp kası) hastalıkları

-Perikard(kalp zarı) hastalıkları

-Aort kapak hastalıkları

2-Kalp dışı bayılma sebepleri

a-Vazovagal(sinir sistemindeki otonom ayar bozulması sonucu kalp hızı ve kan basıncı düşmesi) senkop

-en sık görülen bayılma nedenini oluşturur.Genellikle genç sağlıklı bireylerde ortaya çıkar.Dakikalar içinde kendiliğinden düzelir.

b-Postural(ortostatik) hipotansiyon

-bazı tansiyon düşürücü ilaçlar

-Şeker hastalığı ve alkola bağlı nöropatiler

-Psikolojik sebepler ve bazı antidepresan ve antipsikotik ilaçlar

-Vücuttaki kan ve sıvı kayıpları(her türlü kanama,böbreküstü yetmezliği)

3-Karotid sinüs duyarlılığı

Boyunda beyine giden ana damar üzerinde bir bölgeye basınç yapılması ile ortaya çıkar.Genelde yaşlılarda olan başı sağa sola çevirmekle , sıkı yakalı elbise giymekle vetraş olurken tetiklenir.

Daha az görülen bir sebep olsa da kalp yavaşlamasına sebep olarak bayılma oluşursa kalp pili gerekli olur.

4-Bazı durumlar:öksürük, miksiyon(idrar yapma) defekasyon(dışkılama) sırasında da baygınlık oluşabilmektedir.

DİYABET(ŞEKER HASTALIĞI ) ve BÖBREK

Komplikasyonlarla seyreden şeker hastalığının en ağır hasar verdiği organlardan biri böbrektir.Tıp dilinde diyabetik nefropati olarak bilinen bu rahatsızlık erken dönemde çok sinsidir.En erken dönemde böbreklerin filtrasyon(süzme) görevi bozulmadan önce çok basit bir idrar tetkiki ile saptanır.Mikroalbuminüri safhası olarak bilinen bu dönemde hastaların herhangi bir şikayeti olmaz.İlerleyiş devam ettiği 5-10 yıllık zaman diliminde özellikle ayak bileklerinde belirgin vücut şişlikleri ve tansiyon(kan basıncı artışı) yükselmesi başlar. Hipertansiyon başlaması böbrek faaliyetinin iyice bozulduğu anlamına gelir.Tedavi edilmeyen hastalar hızla böbrek yetersizliğine girer ve diyaliz ya da transplantasyon(nakil) gerekir.Bu hastalarda kalp ve damar hastalıkları en önemli ölüm sebebidir.

Diyabetik nefropatinin erken teşhisi çok önemlidir.Mikroalbuminüri safhası dediğimiz erken dönemde kan şekerinin düzenlenmesi ve böbrek hasarını önleyici tedavilerin kişiye göre düzenlenmesi böbrek yetmezliğine gidişi yavaşlatacağı için çok çok önemlidir.

Diyabet hastalarımız düzenli kontrolleri ihmal etmektedirler.En geç 6 ayda bir hekimleriyle iletişime geçen Diyabet hastalarının yaşam kalitesi yükselir 🙂

Sevgiler sağlıklı günler

KANSERDEN KORUNMAK VE ERKEN TEŞHİS

kanser-korunma

Kanser;hücrelerde DNA hasarı sonucu hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıdır.Vücudumuzda hergün kanserli hücreler oluşur ve immune(bağışıklık sistemi) tarafından yok edilir. Kanser hücreleri immune sisteme galip gelirse kontrolsüz çoğalarak akciğer meme bağırsak mide pankreas tiroid bezi karaciğer gibi bir çok organda tumor(ur) oluşturarak hastalığı ortaya çıkarırlar.
Kanser hastalığı genetic ve çevresel faktörler bir araya geldiğinde ortaya çıkmaktadır.Genetik yatkınlık olmadan da kanserojen birçok etken kanser yapabilmektedir.
Kanserden korunma birincil ve ikincil korunma olarak sınıflandırılır.
Birincil korunmada genetic ve çevresel faktörler ele alınır.

1.Akciğer ,yutak,gırtlak,ağız dil dudak, pankreas, meme ,rahim ağzı,mesane tümörlerinin oluşum ve yayılımında rolü olan en önemli kanserojen SİGARA dır. SİGARA İÇİMİNİN DURDURULMASI kanser oluşumunun en erken evresi olan hücre metaplazisini yok etmektedir

2.BESLENME VE EGSERSİZ ALIŞKANLIKLARININ DÜZENLENMESİ:
Hayvansal yağ ve şeker oranı yüksek,az lifli beslenme tarzı meme bağırsak prostat ve rahim ağzı kanseri riskini artırmaktadır.
Günlük beş porsiyon mevsiminde yetişen hormon ve tarım ilacı içermeyen sebze ve meyve içerikli lifli beslenme diyetteki yağ miktarını azaltarak hem kansere, hem de kalp dammar hastalıklarına karşı koruyucudur.Ayrıca kalsiyumdan zengin besinler(ev yoğurdu,günlük süt ve süt ürünleri) barsak polip ve kanserlerine karşı koruyucudur.
Haftada 3-5 kez yapılan düzenli yürüyüş yüzme gibi aktiviteler kan şekerinizi dengeleyerek size kanserden korumaktadır.
3.Vücutta bulunabilen hepatit b,hepatit c ve HPV virüslerine karşı önlem alınması.Hepatit b ve c karaciğer kanseri,HPV rahim ağzı kanserine sebep olabilmektedir.

4.Kronik enfeksiyon etkeni olan Helikobakter pilori bakterisinin tedavisi mide kanserinin oluşumunu azaltır.
5.Östrojen içerikli ilaçların kullanımının kısıtlanması meme ve karaciğer rahim kanserlerine karşı koruyucu olabilir.
6.Alkol tüketimi günde 1-2 kadeh şarap veya bira ile sınırlandırılmalıdır.Alkol karaciğer ,yemek borusu,baş boyun tümörlerinin oluşumunda rol almaktadır.

7.Güneş yanıklarının önlenmesi, melanoma dediğimiz cilt kanserine karşı koruyucu olur
8.Son yıllarda D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ nin kanser oluşumunda rolü olduğu saptandı.Dvitamininizi ölçtürün hekiminize danışın.
Kanserde ikincil korunma bulgu vermeyen tümörlerin saptanıp tedavi edilmesidir.Günümüzde erken teşhis ile kanserden ölümlerin azaltılması için kanser taramaları önem kazanmaktadır.

Tarama önerilen üç kanser tipi var:
1.50 yaş üstü tüm bireyler kolon kanseri için kolonoskopi ve hekim kontrolüyle yıllık dışkıda gizli kan tetkiklerini yaptırmaları gerekli
2.40 yaş ve üstü tüm bayanlar meme kanseri açısından mammografi ve yıllık hekim kontrolü yaptırmaları
3.30 yaş üstü bayanlarda serviks(rahim ağzı) kanseri açısından jinekolojik controller
Bu üç kanser dışında ayrıca
Yoğun sigara içen bireyler,şeker hastaları,uzun sure bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaç kullanmış hastalar,birinci derece akrabalarında meme,akciğer,kolon,tiroid kanseri olan kişiler daha erken yaşlarda erken teşhis için hekimleriyle temesa geçmelidirler.

Uzman Doktor Demet Elvan
İç Hastalıkları Uzmanı
İletişim
Adres : İstanbul Cad. Tan Sokak Kemer Corner Sitesi İnci Blok No:23 Göktürk – Eyüp
Telefon : 0212 322 91 78
www.demetelvan.com

KOLON(KALIN BARSAK ) KANSERLERİ

Kalın-Bağırsak-Kanseri-Hakkında-Bilinmesi-Gereken-Herşey-4365

Kolon kanserleri tüm dünyada 3. En sık izlenen kanser olup her yıl 1 milyon yeni hasta bildirilmektedir.Kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülen kolon kanserleri gelişme riski kırklı yaşlarda artmaktadır.Ortalama görülme yaşı 60-65 tir.
Yapılan epidemiyolojik çalışmalar kolon kanserlerinin yaklaşık %10 unun genetic yatkınlıkla ilgili olduğunu göstermiştir.Birinci ve ikinci drece akrabalarında ailevi polipozis(FAP)sendromu ve erken yaşta kolon kanseri olan bireyler genetic olarak yatkın Kabul edilmektedir.
Ayrıca iltihabi barsak hastalıkları olan ülseratif kolit ve crohn hastalığı olan kişilerde kanser riski artmıştır.
Diyetle ilgili risk faktörleri arasında yağ ve kolesterolden zengin az posalı beslenme,hareketsizlik ve fazla kilolu olmak, şeker hastalığı kolon kanseri riskini artırmaktadır.
Hastalık erken dönemde hiç bir belirti vermeyeceği gibi hafif bir karın ağrısı şişkinlik gibi şikayetlere yol açabilir.Ayrıca tümörün yerleşimine göre de kabızlık, dışkı çapında azalma, bulantı kusma,halsizlik kilo kaybı gibi belirtiler de olabilir.
Hastalık erken dönemde tanındığında tedavisi mümkün olduğu için ortalama riskli 50 yaş üstü bireylere şikayeti olmasa bile tarama önerilmektedir.Ayrıca birinci derece akrabalarında kolon kanseri ve adenom saptanan kişilere 40 yaşında taramaya başlamak gerekmektedir.
Kolon kanserlerinden korunmak için ne yapmalı?
-Yağdan fakir sebze ve meyveden zengin posalı, kalsiyumdan zengin(yoğurt vb) diyetle beslenmek
-Düzenli spor yaparak ideal kiloda olmak
-Diyabet varsa kanşekeri konrol altında tutulmalı
Ayrıca uzun surely aspirin kullanan bireylerde barsak kanseri gelişmesi  ve buna bağlı ölümlerin  yarı yarıya azaldığı gösterilmiştir.
ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR

VİTAMİN D VE ÖNEMİ

Kalsiyum ve fosfor metabolizmasında çok önemli rolü olan D vitamini eksikliği kendisini kas ve kemik ağrıları adele krampları ile gösterebildiği gibi hiç bir belirti de vermeyebilir.

Eksikliği kanda D vitamin düzeyi ölçülerek saptanır.

Dvitamini yağda eriyen bir vitamindir.Cildimiz güneşin UVB ışınları sayesinde Dvitamini üretir. Bu üretim güneş ışınlarının dik  olduğu 11-15 saatleri arasında belirgindir.Üretilen Dvitamini böbreklerimizde aktifleşir ve görev yapmaya hazır hale gelir.

Dvitamini içeren gıdaların sayısının az olması ve yeterince güneşe çıkılmaması Dvitamini eksikliğine sebep olur.

Uzun sureli Dvitamini eksikliğinin sadece kemik erimesi(osteoporoz) değil meme kolon pankreas kanserlerini,hipertansiyon ve kalp hastalıklarını,Tip 2 diyabeti(şeker hastalığı), tiroid hastalıklarını ve depresyonu tetiklediği bilinmektedir.

Güneşli günler…

 

Uzman Doktor Demet Elvan
İç Hastalıkları Uzmanı

İletişim
Adres : İstanbul Cad. Tan Sokak Kemer Corner Sitesi İnci Blok No:23 Göktürk – Eyüp
Telefon : 0212 322 91 78
www.demetelvan.com